Pazartesi, Ocak 15, 2007

Game over bir nevi


Kuzenimin oğlu, beş yaşında falandı o zaman, resim defterine bakıyordum. Her sayfada elinde haç modeli kılıçlar olan çöpten adamlar, başka bir mizasende savaşıyordu. Arkada dağlar, ağaçlar, önde iki çöpten adam taburu birbirine girmiş... Arkada apartmanlar, bacadan dumanlar çıkıyor, ağaçlar, önde yine tahta kılıçlar konuşuyor. Neden savaştıklarını sorunca, mevzuyu değiştiriyor, top çeviriyor. Belli ki o kısmıyla pek ilgilenmemiş ya da bir nedeni olması gerektiğini düşünmüyor. Defterin sadece bir sayfasında başka ekol bir resim var. Devasa ağzı elips kafasının tepesinde olan, gerisi insan simülasyonu bir yaratık. Sayfanın sağ alt köşesine de, bildiğimiz sayaç rakam karakteriyle 870689 gibi bir rakam koymuş. "Bu ne?" diye sordum, "Canavarın kaç canı kaldığını gösteriyor" dedi.
Maçka Parkı'nın, bahçe lambaları ve civardaki yaprak dökmeyen bir iki ağacın arkasında iyi pozisyon alırsanız Gökkafes'i görmediğiniz kafelerinden biri garsonlarının sağ göğüslerine yanar döner ışıklı bir şey astırmış. Sipariş almaya geldiklerinde, bildiğimiz o sayaç fontlarıyla müessesenin adı akıyor soldan sağa, ne gerekse. Ama aletler uzaktan sanki garsonların kaç canı olduğu gösteriyor. "Pili ne kadar gidiyor bunların" diye sordum, "Bir günü çıkarıyor" dedi çocuk.
Şimdi kaldırdılar galiba, Kadıköy'de iskeleden Boğa'ya çıkarken sağdaki caminin böyle ışıklı bir panosu vardı kapısının üzerinde. Bir gece üç buçuk suları, siyah zeminde soldan sağa "Allah bir kulunun canını almak istediğinde..." diye başlayan bir hadis geçiyordu, o bildiğimiz sayaç fontlarıyla. Bir de alkollüyüz...
Başka bir vakit "can" kelimesini bir arkadaşa İngilizce anlatamadığımı hatırladım bir de; olmuyor.

1 yorum:

Lüzûmsuzluklar Dedektifi dedi ki...

Allah razı olsun. Neşem yerine geldi.