Pazartesi, Aralık 04, 2006

Göğsüne pencere aç!

İnsanın altı yaşındayken canı niye sıkılır? Ben evin içinde "canım sıkılıyor, canım sıkılıyor" diye mızmızlanarak dolanırdım. Bir keresinde dedem "Göğsüne pencere aç, geçer" demişti. Göğüse pencere açmak! Çok fantastik gelmişti, görüntüyü gözümde canlandırdığımı çok iyi hatırlıyorum.
Hulusi Kentmen'e benzerdi dedem; onun daha ufak tefeği ama... Dört kızla uğraşmaktan mı sertleşmişti, yoksa hep mi öyleydi bilmiyorum. Bir şeye tepesinin tası attı mı, hemen ayaklanır, "Topla bavulları İsmet Hanım, gidiyoruz" derdi. İsmet Hanım'ın hayatı bavul toplamakla geçmişti. Çok güzeldi anneannem, daha da güzelmiş eskiden. Dedemi de severdi, o öldükten sonra altı ay ya yaşadı ya yaşamadı, ama bir teyzemden duymuştum, asıl çok sevdiği başka biri varmış çook eskiden. Söylenirdi, ama dedem de çok severdi İsmet Hanım'ı. Anneanemin kanser olduğunu güya ondan saklamışız, güya o bilmiyor, bir sabah uyanmadı dedem. Küçük salonlarında ikisinin daimi koltukları vardı: dedeminki odaya, anneaneminki sokağa hakim... Tülü tam açmazdı, hafif aralayıp, sokağa bir üçgen açardı, ses etmeden saatlerce gelene geçene bakardı. Dedem çok güzel yemek yapardı. Anneannem bizi öpmezdi, koklardı.
Bir şey daha geldi aklıma dedemle ilgili... Ya 81'in, 82'nin 10 Kasım'ı; onların evindeyiz, televizyon açık... TRT'de bütün gün kesintisiz 10 Kasım özel... "Bu Atatürk'ü de çok abartmıyorlar mı?" demiştim, işte ya 6, ya 7 yaşındayım. Musa Bey bir parladı, İsmet Hanım kafasını sokaktan çevirdi. Sonra da annemi çekmiş bir köşeye "Sen nasıl çocuk yetiştiriyorsun!" diye. Dedem kendi babasını hiç görmemiş, o altı aylıkken gittiği Çanakkale Savaşı'ndan dönmemiş çünkü. Bacak kadar veletinki fena gaf yani...
İsmet Hanım'la, Musa Bey gideli neredeyse 20 sene olacak. Ben bu gece başka şeyler yazmak için oturmuştum, göğse pencere açma ihtiyacından belki...

5 yorum:

Lüzûmsuzluklar Dedektifi dedi ki...

Nakavt.

kafcamus dedi ki...

bizdeki "göğsünden"di. ayrıca "sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz" varyasyonu da mevcuttur...

Nadi dedi ki...

En çok kestane kavgası çıkardı çocukluk kışlarında. Yeni pişen sıcak kestaneler 4 kardeşe eşit pay edilir, kestanelerini erkenden yiyip bitiren abi, gözleri fıldır fıldır dönerek aranır ve seçtiği masum ve çok kestanesi olan kardeşin eline vurarak, kestanelerin etrafa saçılmasına ve cümle kardeşlerin kestaneleri kapışmasına neden olurdu. Ağlanır ve babadan yardım istenir de, o arada abi kestaneleri yemiştir.

Nadi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
baran dedi ki...

pinar hanim çok güzide bir insandır.
maraş dondurmasının önemi bu ülke için neyse, o da aynı ehemmiyeti haizdir..