Pazar, Ağustos 12, 2007

Mustafa Kemal Marquez


Açık hava da bir yere kadar açık olduğundan, altı kişilik masanın bir ucuna iliştiğimizde daha önce gelen onlar iki kişiydi, sonra üçlediler. Bu yüksek burjuva aile kızlarının sesi, üzerlerine giydikleri, kollarına taktıkları gibi bir marka mıdır, saç ve kaş modelleri gibi isimli midir, parası verilip satın alınabilir mi? Nasıl hepsinde aynı çatlak, saatlerce bir şeyi tutturarak ağlamış, sonra katıla katıla susmuş çocuk sesi... Gramer ve sınıfsal vokabülere hiç girmiyorum; derdim genetikmiş kadar tektip, o tırmalayıcı ton...
Tabii ki daha sardalyalar gelmeden, salatadan çöplenirken ben kapıldım bunların elektromanyetik muhabbetine. Bitmez tükenmez bir erkek çekiştirmesi, ama her şey tipsiz ve de tipli yerine geçecek diğer sıfatlar üzerinden... Dördüncü şahıslardan bahsediyorlar, çocuk çok magandaymış, ama bunların arkadaşları kapılmış bir kere. Başka bir tanesi çok güzel giyiniyormuş, ama beyaz BMW'si siyah camlıymış, tüh...
Ara ara dönüyorum, ama hiç kaybım yok. Biri diğerine "O Urfalı mıydı?" diye soruyor, meğer ondan hafif hoşlanıyormuş diğeri, "Hayır, Yeditepeli" diyor. Öbürü "Nasıl yani İstanbullu mu?" anlıyor ondan, "Yok yani üniversite olarak". Kabullenmek istemiyor malum şahsın Urfalı olduğunu... Oturduğumuz yer de Beşiktaş'ın Hasbi'si. Safari niyetine herhalde onlar için, çok salaş bir balık lokantasına gittik dün gece inanamazsın durumu...
Bir ara seçimlere de geldi mevzu, CHPciler ailecek belli, çok uzak bir akrabaları, ama ısrarla belirtiyor, zaten hiç sevmediğini de ekliyor, AKP'ye oy vermiş. Benimkisi ayrı bahtsızlık, en şahane yerinde tuvalete gitmişim. Neyse ki masada casus var, okudukları kitaplara gelmişler birden. Bir tanesi yeni öğrenmiş gibi adını "Gabriel Garcia Marquez'in..." diye lafa girecek olmuş, bir sınıf dayanışmasıyla adeta, diğeri düzeltmiş, "Marquez desen yeter, öbür türlü Mustafa Kemal Atatürk demek gibi..." Olmuyor yani; Marquez, Atatürk yeter... Akılda kalıcı bir marka gibi, ecnebi bir markanın nasıl telaffuz edildiğini bilir gibi...
Bütün gün ses etmeyip de, illa ki gece 12 "ajansını" TRT1 radyosundan dinleyen biri var ev civarında. Muhitin sükûnetine bir de gecenin tıknaz sessizliği eklenince, o TRT grameri ve sadece onların spikerlerine yakışan vokabüler, darbe olmuş, hepimiz işkenceyle konuşturulmak üzere bir stadyuma doldurulmuşuz da talimatlar veriliyormuş hissi yaratıyor ton olarak. İçerikte zaten haber yok, "bildirildi"ye uzayacak cümleler komple Gabriel José de la Conciliación García Márquez kıvamında.
Aynı gece ikisi de olmuyor.

2 yorum:

ONALTIKIRKALTI dedi ki...

:) yine çok güzel ince ayrıntılar... eline sağlık...

ONALTIKIRKALTI dedi ki...

sınıfsal vokabüler... işte esas ayrıntı ve tespit bu, ilk yorumda yazmayı unutmuşum...